RSS

Category Archives: Kök hücre

Joint Congress of European Neurology – 1 Haziran 2014, İstanbul



EFNS-ENS Joint Congress of European Neurology, Istanbul 2014
Istanbul, Turkey, May 31-June 3, 2014
http://efns2014.efns.org/
 
Prof. Dr. Nazlı Başak’ın Sunumu
Türkiye’deki ALS hastalığının belirgin genetik yapısı hakkında bilgi verdi. Son günlerde Türkiye’de ALS gen mutasyonunun birçok nüfusta kapsamlı olarak araştırıldığını, toplam 411 Türk ALS hastaları üzerinde yapılan çalışmada, bunlardan 66 ailede 96 fALS ve sALS vakalarındaki yaygın gen mutasyonu üzerinde çalışıldığını belirtti. Hastalardan SOD1 VE UBQLN2 gen mutasyonları için PCR yoluyla genetik özelliklerine göre bir grup oluşturulduğunu, C9orf72 PP-PCR için hastaların alt kümesi de ayrıca ekzon dizilemeyle karşı karşıya getirilmiş olduğunu ve SOD1-D906 mutasyonu taşıyan hastalara haplotip analizinin uygulandığını açıkladı.
Sonuç: SOD(12%), c9ORF72(%13.5) ve UBQ2N2 (%6) Türkiye’de gen mutasyonları Türkiye’de yaklaşık olarak %30 f ALS hastasına denk gelmektedir. Buna karşın şu an Türkiye’deki s ALS hastalarında hiçbir SOD1 mutasyonu bulunamamıştır; C9orf72 (%3.5)  ve UBQLN2(%0.7) mutasyonları yapılan kohort çalışmada s ALS hastalığının %42’sini oluşturmaktadır. Ekzon dizilimi, 4 ailede FUS, OPTN,SPG11 ve PLEKHG5 mutasyonlarını ortaya çıkarmıştır. Daha çok dominant ve çekinik pedigrilerde ortaya çıkan SOD1-D90A mutasyonları bu tip çalışmada, 3 Türk ailesinde çekinik karakter olarak görülmüştür.
Prof.Dr. Dimitrios Karussis’in Sunumu
Kemik İliğinde  Bulunan, Kendini Yenileme ve Farklılaşma Yeteneğine Sahip Yetişkin İnsan Kök  Hücreleri (MSC) ile Tedavi Edilen ALS Hastalarının Analizi: Faz I /II ve II A Klinik Deneme
Prof. Karussis, bu çalışmanın amacını, altyapısını, kullanılan metodu ve sonucu hakkında bilgi verdi.
Amaç: ALS hastalarındaki nörotrofik faktörlerin  (“MSC-NTF”) salgılanması için MSC hücreleri ile yapılan tedavinin güvenirliliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmek
Altyapı: Uygulanan gruba yapılan çalışma, değiştirilmemiş MSC hücrelerinin, IV/IT uygulamasıyla güvenilir olduğunu göstermiştir. MSC-NTF’nin nöroptotektif etkileri ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda çeşitli hayvan modellerinde ispatlanmıştır. Şu an 2 art arda olan klinik denemelerin ikincisi , bu hücrelerin ALS hastalarında güvenirliliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmek için gerçekleştirilmektedir.
Metodlar: MSC hücreleri Brainstorm’un Nur Own teknolojisi kullanılarak hastanın omuriliğinden alınmaktadır. Bu hücreler dışarıda çoğaltılarak, GDNF ve BDNF gibi nörotrofik faktörlerin salgılanması için uyarılmaktadır. Bu Otolog MSC-NTF hücreleri IM veya IT enjeksiyonları ile ALS hastalarına nakledilmektedir. Bütün hastalar, aylık olarak tedavi öncesi 3 ay ve nakil sonrası 6 ay izlenmektedir.
Sonuç: Kök hücre nakledilmiş hastaların 6 aylık izleniminde, tedavi ile ilgili ciddi hiçbir yan etki gözlemlenmemiştir. Klinik izlem sonucunda Klinik Değişim Oranında (ALSFRS) ve IT ile tedavi edilen hastaların 6 ay sonra solunum fonksiyonlarında (FVC) olumlu değişiklik ortaya çıkmıştır. Bu klinik deneme, intratekal veya kas içi MSC-NTF enjeksiyonunun güvenilir olduğunu, kliniksel yararlı etkilerin bazı belirtilerini ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmada görülen güvenilir ve ön etkinlik sonuçları Brainstorm’un daha önceki Faz I/II deneme sonuçları ile birbirini tutmaktadır.  Bu iki çalışma toplam 26 ALS hastası Brainstorm’un kök hüce tedavisi görmüştür.
Prof. Karussis, şu an yapılan Faz II a denemesinde olan 14 hastadan ilk 10 hasta için analiz sonuçlarını sundu. Sonraki 4 hastanın analiz sonuçları ise 6 aylık izlenimlerinden sonra verileceğini belirtti.
Hastaların %71 ‘inde tedaviden önceki 3 ay dönem içerisinde nörolojik fonksiyonlarında zayıflama görüldüğünü; buna karşın, İntratekal veya birleştirilmiş (IT) ve kas içi (IM) uygulaması ile tedavi olan hastaların %63’nde, yenilenmiş ALS Fonksiyonel Oran sonuçları ölçülerek, stabilizasyon veya nörolojik fonksiyonlarında düzelme görülmüştür. Dr Karussis, ön analizdeki bu farklılıkların istatiksel olarak p=0.335,ki-kare testinde önemli olduğunu söyledi. 
Buna ek olarak, Prof. Karussis, denemenin her iki fazında da ,IT veya birleştirilmiş IT ve IM uygulama yoluyla  tedavi edilen hastaların %63’nün, tedaviden 3 ay içinde ALSFRS-R sonuçlarına ve FVC solunum fonksiyon testlerine bakılarak,  tedaviye cevap vermekte olduğunu belirtmiştir. Daha önce sadece IM yoluyla Nur Own teknolojisi ile tedavi edilen 6 hastada özellilkle lokal pozitif etki görüldüğünü; aynı şekilde, aynı Faz I/II denemesinde, IT ile nakledilmiş hastalarda tedavi edilen kolda CMAP sonuçları ile ispatlanarak nörotrofik ve yenileyici etkilerinin gözlemlendiğini söyledi. Son olarak da , Nur Own uygulamasının hem kas içinden, hem de intratekal olarak iyi tolere edildiğini, birçok hastada gözlenen iyileşme ve stabilizasyonun onu çok cesaretlendirdiğini ve Amerika’da birkaç merkezde kurulmakta olan yeni çalışmalar için de umutlu olduğunu vurguladı.
Yasemin Akarsu
 

Özkök hücre savaşları


Dr. Hande Özdinler / Özkök hücre savaşları

Herkesin bir özkök hücresinin olduğu ve özkök hücrelerinin her derde deva olduğuna inanıldığı günlerde temel bilim can çekişiyor. Evet özkök hücrelerin gerçekten de vücuttaki her hücreye dönme potansiyeli var. Bizler bunun yaşayan ispatlarıyız. Hepimiz bir sperm ve bir yumurtadan oluştuk ve bu ikisinin birleşmesi sonucu müthiş bir hızla hücre bölünmesi yaşandı ve oluşan özkök hücreler vücudumuzu oluşturdular.

Özkök hücreler vücuttaki her hücreyi henüz bilmediğimiz ve anlamadığımız karmaşık bir mekanizma ile oluşturuyorlar. Ama o mekanizmanın ne olduğunu bilmeden o şifreyi çözmeden ya tutarsa mantığı ile daha tam olarak karekterize edilmemiş hücreleri umut fakiri insanlara enjekte etmek ne kadar bilmsel ne kadar sağlıklı ve ne kadar gerçekçi? Özellikle bilime duyulan güvenin çok az olduğu ülkelerde bunu tek umut tek çare tek gerçeklik diye öne sürmek bilime, bilimselliğe yapılmış bir saldırı değilmi?

O hücrelerin ne hücresi olduğu tam olarak biliniyor mu? Hayır. O hücrelerin hangi iç ve dış etkenlerle nasıl şekilleneceği biliniyormu? Hayır. O hücrelerin hastalara uyum sağlayacağının güvenilir ispatı varmı? Yok. Hatta bazılarının teratomaya yol açtığı ispatlanmış.Yeterli bilgi veri ve ispat yokken, mekanizma anlaşılmamışken nedir bu telaş? 

BULUŞUYLA NOBEL ALDI

İnsanlardan alınan doku hücreleri ilk kez labaratuvar oratamında büyütüldü ve onlarla Oct4, Sox2, cmyc ve Klf4 genleri ekspres edildiği zaman bu hücrelerin bir transformasyona uğrayıp değişimle önceki halalrine döndüklerini Yamanaka grubu 2006 yılında buldu. Bu buluşuyla Yamanaka Nobel ödülü 2012 yılında aldı. Tüm dünyada hastaların dokularından alınan hücrelerin hangi hangi genetik faktörler değiştirilirse istenilen hücreye dönüştüğü büyük bir ciddiyetle çalışılıyor. Amaç kişisel tıbbın gelişmesi. Yani hastanın kendi dokusunu almak, ondan istenilen hücreyi üretmek, o hücreyi sağlıklı yapmak ve tekrar hastaya vermek. Efektif ve uzun süreli çözüm için bunu başarabilmek gerekiyor.

Ham bir meyveyi işte meyve budur diye insanlara yedirirseniz zararın boyutu büyük olur. Öncelikle bilime, bilimsel gelişmelere olan saygı, güven kaybolur ve ileride çalışmalar olgunlaştığı zaman ve gerçek bir değişim yaratabilecekken gereken ilgi ve güven yaratılamaz. Bunca sene dikkatle özenle çalışan grupların buluşlarının etkisi azalır. Bundan hem bilim hem hastalar zara görür. Ya tutarsa, belki olur, dur bakalım ne olacak yaklaşımıyla yapılan bilgi üretmek yerine işi bilinmedik bir şansa bırakarak yapılan deneyler, hele de insan üzerinde yapılan deneyler hepimize zarar verir. Özkök hücreler büyük bir potonsiyel, onları doğru anlamak istenilen hücreye dönüşmelerini sağlayacak şifreyi çözmek üzere yoğunlaşmalıyız. Alelacele ve tam bilgiye ulaşmadan yapılan deneyler değil, şifre çözüldüğünde yapılan çalışmalar, hem kişisel tıp tarihini geliştirecek hem de bir çok hastalığın çözümü için ışık tutacaktır.

Dr. Hande Özdinler Hakkında:

Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü mezunu Dr. Hande Özdinler, Hücre Biyolojisi, Anatomi ve Sinirbilim konularında doktora çalışmaları yaptıktan sonra, Harvard Medical School Neurosurgery’de doktora sonrası çalışmalara katıldı. Harvard Center for Nervous System Repair (HCNR) ödülünü aldıktan sonra, burada öğretim üyesi oldu. 2008 yılında Les Turner ALS Araştırma Laboratuvarı kurucu başkanı olarak, Northwestern Üniversitesi’ne geçti. ALS’de ölen motor nöronları izole eden ilk bilim- insanı olan tarihe geçti.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, Bilim Teknik, 04.04.2014

 
 

Intraspinal neural stem cell transplantation in amyotrophic lateral sclerosis: Phase 1 trial outcomes


Intraspinal neural stem cell transplantation in amyotrophic lateral sclerosis: Phase 1 trial outcomes

http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/ana.24113/full

 

FDA onaylı ilk kök hücre çalışması Faz I sonucu olumlu


Amerika’da Michigan üniversitesi Emory ALS Center,  Dr Eva Feldman ve Dr N. Boulis tarafından yapılan ilk open-label Faz I kök hücre çalışması (Protocol Number: NS2008-1) sonuçları yayınlandı.

Als hastalarında Nöral kök hücrelerin boyun bölgesi ve ikili hedef omurilik içi uygulamasının uygulanabilir olduğunu ve vücut tarafından kabul edilebilir olduğunu gösteren ilk çalışmadır. Faz I çalışması sonuçlarına göre tedavi edici doz belirleme ve etkinliğin gösterilebilmesi için bir sonraki Faz çalışması için sağlam bir temel oluşturmuştur. Çalışmada 12 hasta rapor edilmişti.

Kaynak: Intraspinal Neural Stem Cell Injections in ALS Subjects: Phase I Trial Outcomes.
ANN NEUROL 2014. © 2014 American Neurological Association
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24510776

 

KLİNİK ARAŞTIRMALAR HAKKINDA YÖNETMELİK


13 Nisan 2013  CUMARTESİ
Resmî Gazete
Sayı : 28617
YÖNETMELİK
Amaç
MADDE 1  (1) Bu Yönetmeliğin amacı, taraf olunan uluslararası anlaşmalar ile Avrupa Birliği standartları ve iyi klinik uygulamaları çerçevesinde, insanlar üzerinde bilimsel araştırma yapılması ve gönüllülerin haklarının korunmasına dair usûl ve esaslar ile Klinik Araştırmalar Danışma Kurulu ve etik kurulların teşkili, görevleri, çalışma usûl ve esaslarını düzenlemektir.
Devamı için tıklayınız 
 

Yine Kök Hücre konusunda…


Kök hücre uygulaması konusunu merak eden ve soran-soramayan tüm dostlara kişisel yanıtımdır.
Hepimiz bir şeyler bekliyoruz, gerçekten canımız yanıyor, can kaybediyoruz. Bu duyguyu bizzat ben de yaşıyorum. Fakat kulaktan kulağa haberlere itibar etmemek gerekiyor. Hem kendimiz hem de gelecekte ALS- teşhisi alacak insanlar için birşeyler yapmak istiyorsak, birlik olmak zorundayız. Bireysel arayışlarda umut, zamn, para, can kaybetmek bize hiçbirşey kazandırmaz.

Herhangi bir ilaç veya tedavi, ameliyat vs iyi mi kötü mü? Bunun yanıtını 1-2 kişinin şahsi yorumlarında arıyorsanız yanlış yoldasınız demektir. Neden? Çünkü bu iş marketten şampuan almak gibi bişey değil ki? Ona iyi gelmiş, ben de alayım olmazsa kuzenime veririm:)

Bir tedavinin insana uygulaması başlıbaşına bir “tıbbi girişimdir” En basitinden örneğin, bugün içtiğimiz aspirinin ilaç olarak onaylanması için yüzlerce bilimsel çalışma yapılmış, insanlarda etki mekanizması araştırılmış, dozları belirlenmiştir. Yan etkileri de bulunmuş ve kutusuna yazılmıştır. Bugün 500 mg Aspirin ağrı kesici, ateş düşürücü olarak kullanabilirsiniz. Ama 5 tane aspirin içerseniz mide delinir. Veya reye sendromu diye bir dertle uğraşmak zorunda kalırsınız. Veya kanamanız durmaz….

Diyelim ki dünyada 7 milyar insan var, bunlardan 500.000 kişi ALS hastası. 2 kişinin durumuna bakıp da bu tedavinin sizde işe yarayacağını düşünmek çok fazla iyimserlik olmaz mı? Şimdi insanlardan 2 kişi  kalkıp yürüdük deseler kararınızı buna göre mi vereceksiniz? 

Gerçekte tüm dünyada yaklaşık 50 ALS hastasının tıbbi sonuçlarını biliyoruz. Bunlar için bile henüz yorum yapacak durumda değiliz. Çünkü henüz 1 yıllık sonuçları biliyoruz. Bildiğimiz kadarıyla şimdilik bu tedavi yönteminin 1 yıl içinde zararı olmamış. Yararı olup olmayacağını faz III aşamasına geldiğinde anlayacağız. Bu süre ise ortalama 3-5 yıl.

ALS/MNH Derneği Yönetimi olarak her defasında Kök hücre haberleri gündeme geldiğinde, olayı yetkililerine danışıp, dünyada yapılan çalışmaları gözden geçirip Dernek Resmî Sitesinde duyuru yapmaktayız. Diğer dernekler de kendi açılarından duyuru yapmaktadır. Türkiye’de yapılacak olan ALS de kök hücre deneysel tedavisi için henüz derneğimize resmî bilgi ulaşmamıştır.

Dünyada insanlar üzerinde kök hücre çalışmaları devam etmektedir. Bizim Hastalığımız ALS hastalığı grubundaki hastalıklar için bu çalışmalar devam etmektedir. Ciddi bilimsel bir çalışma kriterlerine uygun olarak tasarlanmış deneysel çalışmalar içinde Amerika’da Emory Üniversitesi ve İsrail’de Haddashah Tıp merkezinde 2 adet çalışma FazII aşamasında devam etmektedir. Faz III aşamasını geçemeyen çalışmalar bir tedavi yöntemi olarak kabul edilemez. Deneysel amaçlı çalışmalar ise özel izne tabiidir. Bu izinler çok sıkı denetim altında olmak koşuluyla verilir.

Ülkemizde böyle bir çalışma yapmak isteyenler için bir yönerge çıkmış ve bakanlık izni çok yakın zamanda prensip olarak verilmiştir. Fakat yapılacak olan çalışmanın uluslararası kabul görmesi ve bilim dünyasına faydalı olması için belli koşullar konmuştur. Bunlardan en önemlisi hem hastanın hem de doktorun güvence altına alınması için hukuki yaptırımların belirlenmesidir. İkinci olarak, deneysel tedavi için bedeninin kullanılmasına izin veren hastanın da sigorta kapsamına alınması gerekmektedir.

Yani deneysel tedavilerden asla ücret alınmaz. Alınmamalıdır!

Diğer konu da bir bilimsel çalışma tasarımı gereklerinin yerine getirebilmek için hem hasta hem kontrol gurubu, uygun biçimde yaş, cins, hastalığın tipi, seviyesi, ameliyat öncesi durumu, ölçümleri, ALSFRS-R skoru, El Escorial Kriterlerine göre tanı gruplandırması, solunum testi vs ölçümü yapılmalıdır. Ameliyat sonrası 3 aylık aynı testleri tekrarlamaları gerekmektedir. Bu sonuçları bakanlığa bildirmeleri gerekmektedir. Bunlar olmazsa farzedelim hastaları iyi ettiniz kalkıp yürüdüler, hiç bir anlamı olmaz, yemin etse kimse itibar etmez.

Bu sebeplerden dolayı Prof Haluk Deda (Hekim olarak saygımız sonsuzdur) veya başka bir doktor önüne geleni deneysel amaçlı ameliyat edemez. Etmemelidir. Kulaktan kulağa haberleri bizler de, Nöroloji derneği de duyuyoruz. Fakat eğer gerçekten bilim insanı olarak, dünyada yapılan faz çalışmaları gibi bir çalışma yapmak isteyenler varsa bunu fısıltı gazetesi ile değil Resmî duyurusu yapılmak üzere ilgili kurumlarla paylaşır.

Diyeceksiniz ki: Peki kardeşim insanlar gidip ameliyat oluyorlar, boy boy resimleri görüyoruz, bu nasıl iş?
Kendisinden başkasını düşünmeden, bilimsel açıdan sorgulamadan, ben kurtulayım da gerisini boşver, “basarım parayı, oynarım kumarı” diyenler olabilir. Ama bugüne kadar bu kişilerden iyi olanını ben görmedim. Ne yazık ki futbol gibi bireysel oyun takıma bişey kazandırmaz… Bu anlamda baktığımızda, eğer önümüzde herşeyi ile açık, anlaşılır, şeffaf bir bilimsel çalışma konursa sonuna kadar destekleriz.
Selamlar sevgiler-

Not: Kişisel görüşümdür…
Alper Kaya

 
Yorum yapın

Posted by 27 Aralık 2013 in Haluk Deda, Kök hücre

 

ALS için kök hücre tedavisi: Konuşmak için henüz çok erken…



http://www.medpagetoday.com/MeetingCoverage/ANA/42288

 

ALS için deneysel tedavi çalışmaları 2013


Phase 2 Çalışmaları
Phase 2 – Phase 3 Çalışmaları
* (Arimoclomol) Phase II/III Randomized, Placebo-controlled Trial of Arimoclomol in SOD1 Positive Familial Amyotrophic Lateral Sclerosis
* Stem cells
1- Clinical Trial on The Use of Autologous Bone Marrow Stem Cells in Amyotrophic Lateral Sclerosis (Extension CMN/ELA)
2- Dose Escalation and Safety Study of Human Spinal Cord Derived Neural Stem Cell Transplantation for the Treatment of Amyotrophic Lateral Sclerosis
3- Safety Study of HLA-haplo Matched Allogenic Bone Marrow Derived Stem Cell Treatment in Amyotrophic Lateral Sclerosis
4- A Dose-escalation Safety Trial for Intrathecal Autologous Mesenchymal Stem Cell Therapy in Amyotrophic Lateral Sclerosis
5- Derivation of Induced Pluripotent Stem Cells From an Existing Collection of Human Somatic Cells
6- Autologous Cultured Mesenchymal Bone Marrow Stromal Cells Secreting Neurotrophic Factors (MSC-NTF), in Patients With Amyotrophic Lateral Sclerosis (ALS)

Klinik Geliştirme Fazı:
Klinik çalışmalar dört fazda yapılır. Tüm klinik çalışmalarda “Good Clinical Practice (GCP)” kurallarına uyulması zorunludur.
Faz I: Amaç; ürünle ilgili güvenilirlik verilerinin toplanması, doz aralığının saptanması, tolerans ve farmakokinetik özelliklerin incelenmesidir. Bir seri dereceli olarak artan tek doz uygulamaları yapılır. Çalışmalar genellikle sağlıklı gönüllülerde yapılır. Denek sayısı 20-80 arasındadır. Bu çalışmalar ortalama 1-1.5 yılda tamamlanır. Bu fazın ana amacı “güvenilirlik”tir. 

Faz II: Amaç; ilacın etkinliğinin hastalarda belirlenmesi, yan etki profilinin araştırılması ve doz-cevap verilerinin toplanmasıdır. Çalışmalar hedef hastalığı olan 100-300 hasta gönüllüde yapılır. Bu çalışmalar genellikle açık ve çok katı protokollerle uygulanır. Bu fazdaki çalışmaların tamamlanması ortalama 2 yılı alır. Bu fazın ana amacı “etkinlik ve güvenilirlik”tir.
Faz III: Amaç; ürünün klinik etkinliğinin ve yan etkilerinin daha geniş bir hasta popülasyonunda değerlendirilmesidir. Hedef hastalığı olan 1000-3000 hasta gönüllü bu çalışmalarda yer alır. Çalışmalar genellikle çok merkezli, çok uluslu, randomize ve çift kör olarak planlanır.

Klinik çalışmaların bu fazının tamamlanması 3-4 yıl sürer. Bu fazın ana amacı “etkinliğin kanıtlanması ve yan etkilerin izlenmesidir.
Faz III çalışmalarda yeterli veriler elde edildikten sonra ürünün ilaç olarak kullanılabilmesi için “onay” alınması gerekir. Bunun için Amerika Birleşik Devletleri’nde FDA’ya “New Drug Application (NDA)” başvurusu yapılması gerekir.
Benzer başvuru Avrupa Birliği için “European Medicines Evaluation Agency (EMEA)”e yapılır. Bunlar dışında ise her ülkenin yasal olarak sorumlu olan kuruluşuna gerekli başvuruyu yaparak onay alması gerekir. Onay alınma süresi FDA’ya yapılan başvurularda ortalama 1,5 yıldır. Bu süre 1997′de 16,2 ay olarak belirlenmiştir. Ürünün onayı alındıktan sonra ilaç olarak kullanımına başlanabilir.
Faz IV: Ürün ilaç olarak kullanılmaya başlandıktan sonra yapılan klinik çalışmalar Faz IV çalışmalar olarak kabul edilir. Bunlara genel olarak “postmarketing surveillance” çalışmaları adı verilir. Bu çalışmaların ana amacı “uzun süreli güvenilirlik” verilerinin toplanmasıdır. Klinik çalışmalar sırasında ortaya çıkmayan yan etkiler bu araştırmalar sırasında rapor edilebilir. Bunun yanı sıra; ilaçla veya kullanıldığı hastalık ve hasta grubu ile ilgili ekonomik çalışmalar ve yaşam kalitesi çalışmaları bu fazda uygulanabilir.
İlaç geliştirme süreci ilacın patent ömrü boyunca sürer. İlaç kullanıma girdikten sonra yeni endikasyonlarda kullanılması için yapılan çalışmalar Faz III çalışmaları olarak kabul edilir ve aynı kurallara uyularak yapılır. Yeni doz ve formülasyon geliştirilmesi de onaydan sonra araştırılabilir. Bütün bunlar “evergreening” adı altında yapılan çalışmalardır.

 

ALS Hastalığında kök hücre uygulaması konusunda



Dünyada birçok hastalıkta kök hücre kullanarak tedavi bulma çalışmaları son yıllarda giderek hızlanmıştır. ALS gibi henüz tedavisi olmayan, nörodejeneratif hastalıkların tedavisi için kök hücre kullanımı da araştırılmaktadır. Çalışmalar umut vericidir. Ancak, ALS hastalığında Kök hücre kullanımı henüz onaylanmış bir tedavi yöntemi değildir.
Bir ilaç veya  tedavi yönteminin insanlar üzerinde uygulanması için faz çalışmalarını tamamlamış olması gerekir. Bu, tüm dünyada kabul edilmiş bir kriterdir. Faz çalışmaları 4 aşamadan oluşur. Bugün itibariyle ALS hastalığında kök hücre çalışmaları Faz I aşamasını henüz tamamlamıştır. Faz çalışmasın  nerede, kimler tarafından, hangi protokol ile, hangi hasta gurubuna yapıldığı veya yapılacak faz çalışmasında hangi hastaların, hangi kriterlere göre çalışmaya kabul edileceği kamuya açıklanır.
Bugün itibariyle ALS hastalığında kök hücrelerin bir tedavi seçeneği olup olmadığı henüz bilinmemektedir. Amerika ve İsrail’de yapılan deneysel çalışmaların sonuçları beklenmektedir.
Türkiye’de henüz bir deneysel tedavi faz çalışması da yoktur.
Ancak sağlık bakanlığının 2006 yılında yayınladığı kök hücre genelgesi ve deneysel tedavi rehberinde, (Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Sayı   : B.10.0.THG.0.14.00.03- 01.05.2006 / 8647 Kök Hücre Çalışmaları Genelgesi) kök hücre klinik deneysel tedavi çalışmaları için bazı kriterler belirlenmiştir. İlgili genelgede belirtilen kriterlere uymak koşuluyla insanda kök hücre çalışmalarının yolu açılmıştır. Avrupa Birliği uyum yasaları ve ilgili sözleşmeleri imzalamış olan ülkemizde, sağlık bakanlığı tarafından kök hücre uygulaması konusunda bir genelge ve kılavuz hazırlanmıştır.
2006 yılında yayınlanan “Klinik Amaçlı Embriyonik Olmayan Kök Hücre Çalışmaları Kılavuzu”na göre ALS gibi tedavisi olmayan hastalıklarda, klinik çalışma yapabilmek için aşağıdaki kriterlere uyulması gerekmektedir. Aksi takdirde yapılan uygulama etik ve bilimsel açıdan uygunsuzdur.
KLİNİK AMAÇLI EMBRİYONİK OLMAYAN KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARI KILAVUZU 
Giriş:Bu kılavuz ülkemizde, mevcut medikal veya cerrahi tedavi yöntemleriyle tedavisi başarısız olmuş hastalarda klinik amaçlı, insan kaynaklı embriyonik olmayan kök hücre çalışmalarında uyulması gereken esasların düzenlenmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Çalışmanın Uygulanabileceği Hastaneler
Klinik  amaçlı embriyonik olmayan kök hücre çalışmaları T.C. Sağlık Bakanlığı’nca kurulmuş olan “Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu” tarafından değerlendirilerek, Bakanlıkça bu alanda çalışmasına onay verilen bilimsel merkezlerde yapılır. Bu merkezlerin kök hücre çalışması yapmak üzere bilimsel kurula başvururken bu konuda gereken temel bilgi, beceri ve donanıma sahip olduklarını kanıtlayan verileri sunmaları gereklidir. Başvuru yapacak merkezin; ilgili dallarda kadrolu uzman tabip çalıştırmak suretiyle sağlık hizmeti veren; hasta kabul ve tedavi ettiği uzmanlık dalları için gerekli ve günün gelişmiş tıp teknolojisine uygun olan diğer bütün teşhis ve tedavi birimlerini ve ayrıca asgarî radyoloji ünitesi ile biyokimya, mikrobiyoloji, kök hücre tanımlaması, sayımı, çoğaltılması ve ayrıştırması yapabilen hematoloji, immünoloji ve patoloji laboratuvarlarını bünyesinde bulunduran bir kurum olması gereklidir. Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu bu özellikleri taşıyan bilimsel merkezlerin daha önce yapmış olduğu hayvan deneyleri, ürettikleri bilimsel çalışmalar, yaptıkları yayınlar ve merkezde çalışan bilim insanlarının bu konudaki birikimini içeren kriterleri göz önüne alarak değerlendirmesini yapar.
Çalışmanın Yürütülme Şekli
Klinik amaçlı çalışmanın planlandığı kurum bünyesinde, kök hücre çalışmalarına yönelik olarak kurulacak “yerel etik kurul” onayını takiben, çalışma başvuru dosyası Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu’na sunulur. Kurulun incelemesini müteakip Bakanlıkça izin verilmesi kaydıyla çalışma gerçekleştirilir. Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu’na başvuru esnasında, çalışmaya ilişkin ayrıntılı bilgilerin yanısıra,  hastalara verilecek olan “bilgilendirilmiş gönüllü olur formu” taslağının da dosyaya eklenmesi gereklidir. Hastada  bu uygulama sırasında ya da sonrasında gelişebilecek istenmeyen veya beklenmeyen etkilerin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve komplikasyonların telafi/tedavisi için güvence sağlanması (sigorta edilmesi) ardından çalışma başlatılır.
Klinik kök hücre çalışmalarının başlatılabilmesi için:
a) Benzer çalışmanın öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması,
b) İnsan dışı deney ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,
c) Çalışmanın, insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması, gerekir.
Sağlık Bakanlığı’na Bildirim
             Kök Hücre Nakilleri Bilimsel Danışma Kurulu tarafından onay verilmiş olan çalışmaların, 6 ayda bir gelişme raporlarının ve çalışma sonrasında “Sonuç Raporunun” Sağlık Bakanlığı’na bildirilmesi zorunludur. Rapor içeriğinde, çalışma yapılan hastanın: Adı Soyadı, Yaşı, Cinsiyeti, Tanısı, Evresi, Daha önce uygulanan tedaviler, Kök hücre kaynağı, miktarı, uygulama yolu, Ek tedaviler, Tedavi sonucu, Gözlem ve öneriler, ayrıntılı biçimde belirtilmelidir.
          Çalışmayı yapan kurum, hastanın takibinde oluşabilecek beklenmeyen ciddi yan etkilerin veya ölüm durumunun ortaya çıkması halinde, yedi gün içinde sebeplerine yönelik bilgilerle, komplikasyonların ayrıntılı dökümünü Sağlık Bakanlığı’na bildirir.
            Klinik kök hücre çalışması tamamlanıp, sonuçları bilimsel bir ortamda veya hakemli bilimsel bir dergide yayınlanmadıkça söz konusu çalışma ile ilgili verilerin kamuoyunu yönlendirecek/yanıltacak biçimde açıklanması yasaktır. Hasta hakları ve insan onuruna saygı gereği, hastalarla ilgili bilgilerde mahremiyet hakkının gözetilmesi ve tıp etiğine uyulması esastır.   
Sonuç
Dünyada ve Türkiye’de henüz FDA onayı almış bir rutin kök hücre tedavisi yoktur.
Derneğimiz, kök hücre tedavileri konusunda her türlü gelişmeyi yakından takip etmektedir.
Sağlık bakanlığı genelgesinde belirtilen kriterlere ve “Klinik Amaçlı Embriyonik Olmayan Kök Hücre Çalışmaları Kılavuzu”nda belirtilen hususlara uygun bir faz çalışmasının ülkemizde başlatılmasını umutla beklemekteyiz.
Faz çalışmasının kabul edilmiş bir tedavi yöntemi olmadığının bilincinde olarak, ALS hastalığı tedavisi yolunda her türlü legal, etik çalışmanın yanında olduğumuzu bildiririz. 
Kök hücre tedavisini düşünen hastalarımıza, yukarıdaki konuları dikkate alarak  sorgulamalarını tavsiye ederiz. 
Not: Bu yazı, kişisel görüşümü de yansıtan bir derleme niteliğindedir… 
 

YILDIZLARI OKUMAK – NEDEN ASTROSİTLER TOKSİK?


Belinda Cupid

Şikago’da 5-7 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen 23.Uluslararası ALS/MND  sempozyumunun  son gününde ‘nöronal olmayan hücrelerin rolleri’ konulu mükemmel bir oturum gerçekleşti. Aşağıda, bu oturumdan ilgi çekici başlıklar aktarılmıştır.

Adından da çağrışım yaptığı üzere, motor nöron rahatsızlıkları motor nöronların (mesajları beyinden kaslara omurilik aracılığıyla ileten uzun sinir hücreleri) yıpranmasına sebep olmaktadır. Ne var ki, motor nöronlar tek başlarına varolmazlar. Geçen 5 sene gibi bir zaman içinde MND’nin gelişimine glianın etkileri hakkında birçok bilgi edindik.  Sağlıkta, hepsi birlikte glia olarak bilinen çeşitli hücreler (astrositler, mikroglia ve oligodendrositler gibi) motor nöronları korur ve desteklerler. MND de ise bu düzenin değiştiğini biliyoruz.  Bu alan, keşfedilecek daha çok şeyin bulunduğu, MND araştırmalarının heyecan verici ve hızla ilerleyen bir alanıdır. Dolayısıyla, sempozyumun oturumlarından birisinin de son gelişmeleri içeren bir konuda olması kaçınılmazdı.

Oturum, Serge Przedborski’nin, astrositlerin MND deki rolleri, etkileri hakkında bugüne kadarki bilgilerimizi derinlemesine gözden geçirmesiyle başladı.  (Astrosit adı astrositlerin mikroskoptaki görüntülerinin yıldıza benzemesinden geliyor). Astrositlerin içinde geliştiği besiyerinin sağlıklı motor nöronlara hasar verebileceğini gösteren çalışmalardan yola çıkarak,  astrositlerin (ve onların yaydığı kimyasalların) toksik veya yararsız olup olmadığını bulmaya çalıştı.  (glia bazen ‘destek’ hücre olarak adlandırılır-yararsız olduğuyla ilgili yorum uygundur).

Zeki bir yöntemle astrositi ayırarak, astrosit sıvısının toksik olduğunu gösterdi. Sonraki soru ise; “sıvının içinde toksik etkiyi yapan neydi?” sorusuydu. Przedborski ve laboratuvar ekibi, motor nöronlar üzerindeki toksik etkileri için bir çok olası bileşeni incelediler. Çalışmaları iki yıldan fazla sürdü ve olumsuz sonuçlandı. Laboratuvarımdaki elemanların sağlıklarını riske atmamak için yaklaşımımı değiştirmek zorunda kaldım” diye ifade etti deneyimlerini.

Yeni yaklaşımları tanımlarken aklıma ‘hayvan mı, bitki mi, yoksa mineral mi tahmin oyunu geldi. Bu bir protein mi? ilk sorusuydu, sonraki, “proteinde toplam bir artı ya da eksi yük var mı?” idi (bazı protein yapı taşları- amino asitler- artı ya da eksi yüke sahiptirler, bu nedenle yük, onları ayırmak için kullanılan genel bir yöntemdir)  ve son olarak, “bu proteinin ağırlığı ne kadardır?” diye sordu. Bu sorulara olan yanıtlar, ikinci bir araştırma astrositlerdeki toksik protein arayışını 9 olasılığa indirmeden önce, ilk sınıflandırmayı sağladı. Dokuz olasılığı dikkatle inceledikten sonra, astrositin yüzeyindeki DR6 adıyla bilinen bir reseptörün toksisiteden sorumlu olduğunu buldu.

Sheffield Institute of Translational Research, UK’den Dr. Dan Blackburni  astrositlerin neden toksik olduğuyla ilgili ipuçlarını ortaya çıkartan farklı bir yaklaşımı tanımladı. Gen ekspresyon profili olarak adlandırılan bu yaklaşım, hangi proteinlerin belirli bir zamanda yapıldığına bakmaktadır.

Her ne kadar, hücrelerdeki genler her zaman orada mevcut ise de, hepsi aynı anda okunmuyor. (Yemek kitabınızdaki her tarifi aynı anda yapmadığınız gibi.) Dolayısıyla hastalık süresince hangi genlerin okunduğuna (gen ekspresyonu) bakmak, motor nöronların ölümüne neyin sebep olduğuna dair uzun bir dedektif izi bırakıyor.

Dr. Blackburn, laboratuvarlarındaki eski bir çalışmayı takiben, MND modeli gösteren bir farenin ilk semptomları gösterdiği zamandan ve daha sonraki, hastalığın çok daha ilerlemiş olduğu durumdan kanıtlar gösterdi. Kolesterol taşınmasındaki anormalliklere dikkat çekti.

KLİNİK DENEYLER OTURUMU

ARALIK 6, 2012 — Belinda Cupid

23. Uluslararası ALS/MND Sempozyumu’nun en çok beklenen ve ilgilenilen oturumu, NPOO1 çalışması ve kök hücre güvenliği denemeleri sunumlarını içerdi.

NP001 GÜNCELLEMESİ

NP001 çalışmasının son bulgularını sizlerle 1 Kasım bloğumuzda (blog on 1 November ) paylaşmıştık. Bugün, Kaliforniya, Amerika’daki Forbes Norris Merkezi’nden Dr. Bob Miller, bu bulguları onayladı. Deneme, NP001’in damar içi uygulamasının, yüksek doz (2mg/kg) grubunda makul klinik yarar sağladığını, genel olarak güvenilir ve iyi tolere edildiğini gösterdi.

Daha önceki basın açıklamalarında rapor edildiği üzere, “post-hoc analizi”, (olaydan sonraki anlamında)  yüksek doz gurubunda bulunan bazı hastaların, çalışma boyunca, ALS Fonksiyonel derecelendirme (ALSFRS) olarak adlandırılan bir ölçütte hiç bir değişim yaşamadığını gösterdi. ALS Fonksiyonel Derecelendirme (ALSFRS) ölçütü, hastaların fonksiyonel kapasitesini değerlendiren bir ölçüttür. Eski kontroller post-hoc analizinde kullanıldı – ilk defa ABD Gida ve Ilaç Yönetimi (FDA) bu uygulamayı yapmalarına izin vermişti.

Dr. Miller, NP001’in farklı yollarla alınmasıyla ilgili kesin bir görüş bildirdi. “NP001’i damar içi yol haricinde kullanmak güvenilir ve yararlı değil’’.

KÖK HÜCRE GÜVENLİK DENEMESİNİN SONUÇLARI

Amerika’da yürütülen, ilk yetkili kuruluş (FDA) onaylı MND kök hücre tedavisinin faz I güvenlik denemesi sonuçlandı. Georgia-Amerika, Emory ALS Merkezi’nden Dr. Johnathan Glass bu çalışmanın sonuçlarını oturumda paylaştı.

Geçen 5-10 sene içinde arastırmacılar, klinisyenler ve hasta yakınları MND hastalığının tedavisinde kök hücre kullanma olasılığı ve potansiyeline büyük ilgi gösterdiler.

Başka herhangi bir ilaçta ya da potansiyel yarar sağlayacak müdahalede olduğu gibi değerlendirmenin ilk kısmında önce, böyle bir muamelenin güvenli olup olmadığıyla ilgili sağlam ve objektif bir ölçüm alınmalıdır ve NeuralStem  calışması bunu bulmak için dizayn edilmiştir.

Çok iyi eğitim almış bir grup uzmandan oluşan ekip, FDA ile işbirliği içinde, MND hastalığı olan kişilerin omuriliğine direk kök hücre enjekte edilmesinin güvenliği ile ilgili bir çalışma başlatmışlardır. On beş hasta üzerinde onsekiz operasyon gerçekleştirilmiştir-bu hastalardan üçü iki operasyon (iki enjeksiyon) uygulaması için gönüllü olmuşlardır. MNDli ilk üç hastaya omuriliğin alt (lumbar) bölgesinin bir yanından tek bir enjeksiyonla kök hücre verilmiştir. Sonraki üç hasta ise lumbar omuriliklerinin her iki tarafına enjeksiyon almışlardır. Bu ilk altı hasta MND’nin ilerlemiş durumundaydılar ve yürüyemiyorlardı.

Daha sonraki 6 diğer hasta, ki yürüyebilir durumdaydılar, omuriliğin lumbar bölgesinin bir ya da iki yanından enjeksiyon almıştır. Son 3 hasta omuriliğin servikal (boyun) bölgesinden tek doz enjeksiyon almıştır. Son olarak da, önce lumbar bölgeden tek doz enjeksiyon almış olan, yürüyebilen üç hasta daha sonra ikinci bir operasyonla, servikal bölgeden tek doz enjeksiyon almıştır.

İlk 6 hasta ile ilgili sonuçlar bilimsel bir makalede yayınlanmıştır: Stem Cells 2012 30(6) 1144 – 51

Dr Glass prosedürün iyi tolere edildiği, güvenli olduğu ve operasyonun hastalığın ilerleyişini hizlandirmadigi sonucuna varmistir.  Deneyin sonraki fazı, omuriliğin servikal bölgesine artan dozlarda (hücre sayısı) enjeksiyon verilmesi finansal kaynak temin edilmiş ve FDA onayı beklenmektedir.

 

 
 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.